Bir sanatçının kariyerindeki en büyük başarılarından birine dönüp "Bugün olsa yapmazdım" demesi çok sık rastlanan bir durum değil. Hele söz konusu, ilk birkaç notasıyla bile tanınabilen ve 20 yılı aşkın süredir dünyanın dört bir yanında dinlenmeye devam eden bir film müziğiyse.
Ama Yann Tiersen'ın Amélie ile ilişkisi tam olarak böyle.
Jean-Pierre Jeunet'nin 2001 yapımı Le Fabuleux Destin d'Amélie Poulain filmi Tiersen'ın müziğini dünyanın dört bir yanına taşıdı. Ancak bugün Amélie soundtrack'i olarak bildiğimiz müziklerin büyük bölümü aslında film için yazılmadı. Jeunet, Tiersen'ın daha önce yayımladığı albümlerden parçalar seçti; Tiersen da bu parçaların filmde kullanılmasına izin verdi. Film için daha sonra birkaç yeni parça da kaydetti.
Sonrasını ise malum... Comptine d'un autre été: L'après-midi, La Valse d'Amélie ve soundtrack'teki diğer parçalar filmin sınırlarını aşarak kendi başlarına popüler kültürün parçasına dönüştü. Film müziği Tiersen'a César kazandırdı ve BAFTA adaylığı getirdi.
Fakat Tiersen bu başarıya bizim baktığımız yerden bakmıyor.
2019'da The Independent'a verdiği röportajda sanatçı, Amélie'nin kariyeri üzerinde "olumludan çok olumsuz bir etkisi" olduğunu söylüyor ve bugün aynı teklif gelse kabul etmeyeceğini açıkça belirtiyor. Tiersen'ın sorunu filmin kendisinden çok, kendi müziğinin film sayesinde kazandığı yeni anlamla ilgiliydi.
Tiersen'ın müziğinde karanlık, ölüm, doğa ve Bretagne ile kurduğu kişisel bağlar vardı. Amélie ise aynı parçaları Montmartre'ın romantik sokaklarına, akordeonlara ve idealize edilmiş bir Paris imgesine yerleştirdi. Tiersen'a göre insanların müziğinde gördüğü karanlık taraf zamanla unutuldu; geriye "Fransızlık" ve romantik Paris algısı kaldı.
Hatta bu kopukluğu anlatan oldukça çarpıcı bir örneği var. "The Drowned Girl" isimli parçasının arkasında Ouessant açıklarında yaşanan ve yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği bir deniz faciası bulunurken parça filmde aydınlık bir sahnenin altında kullanılmıştı. Tiersen yıllar sonra bu karşıtlığı hala sinir bozucu bulduğunu anlatıyordu.
AMÉLIE'DEN ÖNCE DE YANN TIERSEN VARDI
Aslında bütün bunları anlamak için kariyerine biraz daha geriden bakmak gerekiyor.
1970'te Brest'te doğan Tiersen, dört yaşında piyano, altı yaşında keman öğrenmeye başladı ve klasik müzik eğitimi aldı. Fakat 13 yaşına geldiğinde kemanını kırıp gitar satın aldı ve bir rock grubu kurdu. Sonraki yıllarda klasik eğitim, punk ve rock, elektronik müzik, minimalizm ve analog kayıt teknikleri aynı müzikal dünyanın farklı parçalarına dönüştü.
İlk albümü La Valse des Monstres 1995'te yayımlandı. Rue des Cascades, Le Phare ve L'Absente gibi albümlerle kendi dinleyici kitlesini çoktan oluşturmuşken Amélie geldi ve onu bir anda çok daha geniş bir kitlenin karşısına çıkardı.
Sorun da biraz burada başladı: Yeni dinleyicisinin önemli bir bölümü Yann Tiersen'ı keşfetmemiş, "Amélie'nin müziğini yapan adamı" keşfetmişti.
İSTANBUL DA BUNU ERKENDEN GÖRDÜ
Tiersen'ın Amélie ile arasına koyduğu mesafe yeni de değil. İstanbul seyircisi bunu yaklaşık 20 yıl önce bizzat deneyimledi.
Tiersen ilk kez 2006'da Parkorman'da sahneye çıktığında gecenin tanıtımı büyük ölçüde Amélie ve Good Bye, Lenin! üzerinden yapılıyor, hatta konserin ardından Amélie film gösterimi bile olmuştu.
Fakat sahnedeki Yann Tiersen, insanların kafasındaki akordeonlu ve romantik Paris imgesinden oldukça ve artık bildiğimiz kadarıyla da tercihen uzaktı. Kariyerinin o döneminde çok daha sert, gitar ve grup performansının öne çıktığı bir dünyaya yönelmişti. Aslında konserin dönemin tanıtım metni bile seyirciyi "Tiersen'ın hala Amélie'nin kollarında olduğunu mu düşünüyorsunuz?" sorusuyla uyarıyordu.
Dört yıl sonra, 2010'da KüçükÇiftlik Park'a döndüğünde de Tiersen artık Dust Lane dönemindeydi. Elektronik dokuların, gitarların ve daha karanlık düzenlemelerin ağırlık kazandığı kariyerinin bambaşka bir noktasındaydı.
Belki de Tiersen'ın Amélie ile yaklaşık 25 yıldır yaşadığı ilişkinin özeti tam olarak bu: Dünya onu o filmle tanımaya devam ederken o, sürekli başka bir şey anlatmaya çalışıyor.
ESKİ BİR DİSKODAN KENDİ DÜNYASINA
Bu "başka bir şey" bugün Paris'ten yaklaşık 600 kilometre uzakta, Bretagne açıklarındaki küçük Ouessant adasında yaşamaya devam ediyor.
Tiersen'ın adayla ilişkisi çocukluğuna kadar uzanıyor. Babasıyla ilgili en güçlü çocukluk anılarından bazılarının burada olduğunu anlatan müzisyen, yıllar sonra Ouessant'a yerleşti ve ada zamanla müziğinin de merkezlerinden birine dönüştü.
Burada uzun yıllardır kullanılmayan eski bir diskotekle karşılaşınca başlangıçta yalnızca kendisine bir kayıt stüdyosu kurabileceği bir yer arıyordu. Fakat proje giderek büyüdü.
Eski diskotek L'Eskal oldu.
Bugün mekan profesyonel kayıt stüdyolarını ve küçük bir konser alanını bir araya getiriyor. Tiersen burada kendi albümlerini kaydediyor; farklı müzisyenler ağırlanıyor, konserler ve atölyeler düzenleniyor. 2019 tarihli All albümü de tamamen burada kaydedilen ilk Tiersen albümü olarak tarihe geçiyor.
Belki de L'Eskal, Tiersen'ın kariyerinin Amélie sonrasındaki bölümünü anlatmak için en doğru yer. Paris'in romantikleştirilmiş sokaklarından kilometrelerce uzakta; eski bir diskoteğin içinde analog ekipmanlar, synthesizer'lar ve Atlantik'in ortasında küçük bir ada.

Yann Tiersen’ın Amélie’den gerçekten nefret edip etmediğini söylemek zor. Ama kariyerinin filmle bu kadar özdeşleşmesinden hoşlanmadığı oldukça açık. Aradan geçen 25 yılda elektronik müzikten deneysel kayıtlara uzandı, eski bir diskoteği kendi stüdyosuna çevirdi ve son albümü Rathlin From A Distance | The Liquid Hour ile piyano ve elektronik arasında yeni bir dönem açtı.
Amélie’yi bir kenara bırakıp bugünkü Yann Tiersen’ı dinlemek içinse sıradaki durak İstanbul: 10 Ekim, Maximum Uniq Açıkhava.
Volkswagen Arena • Per, Ara 10 (GMT+3)
Frankhan Selectist • Cum, Kas 06 (GMT+3)
Check The Location • Çar, Eki 07 (GMT+3)
Istanbul Congress Center • Cts, Eki 17 (GMT+3)
Kastel • Cum, Eki 09 (GMT+3)
FLUX • Cum, Kas 27 (GMT+3)
Klein Phönix • Cts, Ara 19 (GMT+3)
Zorlu PSM • Cum, Kas 06 (GMT+3)
74HALL • Cum, Kas 13 (GMT+3)